Umut Yazıları

DevrimcilerKonuşuyor – Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP)

1 ve 2. Soruların cevaplarını birlikte veriyorum:

En başta yaptığımız çarı bu düzene mahkûm değiliz ve bunu değiştirebiliriz. Yaşanan sürecin sorumluları olan kapitalizm ve onun yarattığı savaş,faşizm,ekolojik yıkımın karşısında sosyalizm mümkün ve günceldir çağrılarını yapıyoruz. Bunun içinde politik olarak kapitalizmin yaratıcısı olan işçi sınıfının yaşam hakkı için grevi örgütlemeye ve buna bağlı talepleri sokakta, tersane önlerinde, dijital platformlarda yaşam buldurmaya,  dillendirmeye çalışıyoruz. Ayrıca bunu tek başına yapmanın mümkün olmadığı bir devrimci hazırlık süreci olarak ele alıyoruz. Bu eksende de birleşik mücadele zorunluluğu, dayanışma ağlarının yaygınlaştırılmasını, emekçilerin ve ezilenlerin seslerin daha güçlü duyurulması için çeşitli araç ve biçimleri denemeye çalışıyoruz.

Talep enflasyonu içinde ve genel anlamda sürece teslim olmanın biçimleri olan seyredicilik, politik atalet, ne yapacağını bilmeme hali egemen ya da kendi sorumluluğunu görmeyen ve beklemecilik olarak tarifleyebileceğimiz bir talep etme, söylem olarak her şeyi kurma ama pratiğini yaratmama-yaratamama, kendi dışındakilerin bir şeyler yapmasına çağrılar şeklinde uzatabileceğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Bu ve buna benzer sonuçları aşmak içinde iki eksende çağrılar yapıldığı görülüyor. Birincisi yaşanan sürecin etkisiyle sakınma halinin yarattığı otokontrolle birlikte hareketsizliğinde ifadesi olan mücadele ya da birleşik mücadele çağrıları var. İkincisi kitleye gitmenin bir biçimi olan ve aynı zamanda kitleyle politika yapman açısından temel yerde duran dayanışma çağrıları var. Gayet tabii ki bizde bu iki eksende politik ve örgütsel olarak çağrılar yapmaya, pratikler örgütlemeye, platformlar kurmaya, dayanışma ağlarına dahil olmaya ya da olmayanları kurmaya çalışıyoruz. Bugünün çağrısını da buralardan okuyor tüm emekçi sol güçler. Ancak durumun kendisi her yanıyla eşitsizlikler taşıdığı ve bunun yanında bir bulanıklığında hakim olduğunu söylemek gerekiyor. Doğal olarak da sınırsız talepler içinde boğulan, yeni sürece uygun araç ve biçimler oluşturma konusunda bocalayan ve stratejik olarak tutması gereken ana halkayı ıskalayan bir somut sonuçla da karşı karşıya kalınıyor. Bu durum aynı zamanda herkesin birleşik mücadele çağrısı yapıp da neden yan yana gelemiyoruz sorusunun cevabını da vermiş oluyor.

Bugün için politik talebin ana ekseninde işçi sınıfı ve onun bölüklerinin yaşam hakkı için başta ücretli izin olmak üzere, işten çıkartmaların yasaklanması vb gelmektedir. Bu talebin yerine getirilmesinin yegane yolu talep etmekten değil bir yaşam grevi örgütlemekten geçmektedir. Bunu bir genel grev olarak görülmesi gerektiğini ve bu çağrının bir verili duruma karşı kendi geleceğine sahip çıkma ve düzenin dışına taşma hali olduğunun farkındayız, o nedenle ısrar ediyoruz. Biz daha ilk gün bu eksende emekçi sol, mücadeleci sendikalarla görüşmeler yaptık, ortak platformlar kurarak bu yaşam grevinin hem talebinin bir söylemden çıkarılıp gerçeğe kavuşturulması, hem de bu hakkın ancak pratik politika ile çözülebilecek bir hat olduğunu hijyen koşullarına uygun olarak bir taraftan sokakta teşhirini yapan diğer tarafta işyerlerinde vb örgütleyen bir hattın kurulması gerektiği üzerinde durduk, tartıştık. Özellikle mücadeleci sendikalar, şubeler vb ile yan yana gelme onlarla işçi havzaları, organize sanayi bölgelerinde yan yana gelişleri örgütlemeye, onların işyerlerindeki ücretli izin, yaşam hakkı için iş bırakma biçimlerini de örgütleme yönünde çağrılar yapmaya, yapılanlara katılmaya ve bu süreci örgütlü ve politik kılmaya çalışıyoruz. Bunun yanında bir ikincisi Gezi ayaklanması döneminde daha belirgin bir etkileşim ve çözüm gücü olan dayanışma ağlarının kurulu olanlarına katılmak, kurulmayanları emekçi sol, demokrasi güçleri vb ile kurmamız gerektiği noktasında hareket ettik, etmeye çalışıyoruz. Bu dayanışma ağlarının faşist devletçe yasaklanması bile esasen tutulan halkanın önemini her yanıyla ortaya koymaktadır. Çünkü devlet kendi hegemonyasının daralacağını, dayanışmayla alternatif bir kitle siyasetinin örgütlenebileceğini, gelişebilecek herhangi bir toplumsal kalkışmada Gezivari bir kitle akışını sürükleyebileceğinin farkında. Ancak bizler açısından bu henüz istenen düzeyde değil. Son olarak da bu düzenin teşhiri ve sosyalizm ajitasyon ve propaganda çalışmaları yürütüyoruz, ancak bunda herhangi bir ortaklaşma durumumuz olmadı.

3.Dönemin sınıf mücadelesi her yanıyla daha yaratıcı  biçimler ve kitleyle birlikte politika yapmanın araçlarının zorunluluğunu ortaya koyuyor. Çünkü artık klasik araçlarla sınırlı bir etkileşim kuruyorsunuz, ama onlarsız da olmayacak. Dönemin özgünlüğü başta dijital mecra araçları olmak üzere dayanışma ağlarında kendini somutlayan doğrudan kitle etkileşim araçlarını, her türden sokak biçimlerini dayatıyor. Birincisiyle başlarsak daha üç ay öncesine kadar dünyanın kırktan fazla ülkesinde ayaklanmalar vardı. Bu ayaklanmalarda kitleler, öncüler kendi devletlerinin yasaklarını, sosyal medya etkileşimlerini sınırlandırmalarını aşma deneyimini bize öğretiler. Ayaklanmacılar Reddit ve Telegram karışımı diye tanımlanabilecek bir forum ve mesajlaşma uygulaması olan LIHKG’yi ya da Lübnan’da olduğu gibi VOip ile watsapp karşımı olan ve devletin kontrolü dışına taşınan enformasyon, eğitim ve örgütlenme biçimleri ürettiler. Bizde bu deneyimlere odaklanabiliriz ki Gezi’de bu mecranın etkinliğini her yanıyla deneyimlemiştik. Bu mecrayı aynı zamanda yeni sürecin olası çıkabilecek durumları için bir hazırlık sürecinin parçası olarak da ele almalıyız. Birçok sosyal medya platformları kullanıyor ki bugün için bunlar temel araçlar durumuna gelmiş haldeler. Bunların bir kısmıyla kitlemizle gruplar, dayanışma ağları kurarak iletişim, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları, eğitimleri vb buradan yapmak mümkün oluyor. Bunun bir üst boyutu çeşitli alanlarda kurulan platformalardır. Bu platformlarla da kamuoyuna dönük ortak işler, planlamaları hayata geçirmeye çalışıyoruz.  Ancak tüm bunlara karşın bütün bu yapılanları sürece yanıt üretmek ve sürüklenmenin önüne geçmek için sokakla buluşması, işyerleri, havzalara temas edilmesinin kanallarını da üretmek zorundayız. Bunun için başta İstanbul olmak üzere işçi havzalarının girişlerinde, işçilerin toplu taşıma noktalarında, emekçi semtlerde sokak ajitasyonları, yazılama, ozalit gibi ezberimizdeki biçimlerle de bağını kuruyoruz. Aksi taktirde sokaktan tamamen çekilmeye kadar gidecek bir pasifizmi örgütleyebilir.

4.Dünya emekçileri ,ezilenleri dünyanın bu gidişine karşı ayağa kalkıp geleceği ellerine almazlarsa türlü yöntem ve araçlarla emperyalist küreselleşme kendisini yeniler. Yenilediği gibi bugün olduğundan daha beter bir biçimde dünyayı içinden çıkılmaz kaoslara, savaşlara, ekolojik yıkımlara doğru sürüklemekten de kaçınmaz. O nedenle bu nesnel koşulların olgunlaşması, dünya halklarının komünizme ilgisi, emperyalist devletlerin çaresizliği ve güçsüzlüğü tek başına sosyalizmin gelmesine yeterli olmadı, bundan sonra da olmayacaktır. Tabii ki devrimi kolaylaştıracaktır ondan kuşkumuz yok. Bunu değiştirecek bir birleşik devrimci öncülüğün, güçlü bir enternasyonalizmin, kitlelerin politikleştirilme düzeyinin çapı ve akışkanlığı, çelişkilerin kıvılcımlarının ateşlenmesinin önderliğini vb sağlanması gerekiyor ki verili durum değişsin. Belki bugünkü nesnel koşullar ile devrimler dönemi diyebileceğimiz İspanyol gribi (1918-1919)döneminin hem politik, hem de ekonomik ve de (savaşın yol açtığı)ekolojik benzerlikleri var. O süreçte dünyanın önemli bir kısmında devrimler, ayaklanmalar baş göstermişti, çoğunlukla başarısız olsa da bu ayaklanmalar, nesnel koşullar açısından bugün yaşanılan şey  o güne hem benzer koşullar taşıyor ancak daha katmerli ve krizli bir durum yarattığını da görmemiz gerekiyor. Marks ve Engels 1847’de Avrupa’da ayaklanmaların geldiğini tüm dünyaya fısıldadıkları ve aynı zamanda emekçilere de bu sürece hazır olma çağrısı yaptıkları Komünist Parti Manifestosu’na bir söz ile girmişlerdi: ”Avrupa’nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor, komünizmin hayaleti”. Bu her yanıyla devrimin güncelliğinin ve aynı zamanda hemen yakınında, yanı başında olduğunu koşullayan, uyaran çok güçlü bir işaret ve  formüldü. Ardından 1848 Haziran ayaklanmaları sökün etti ve ayaklanmacıların hazırlığı, ittifak dizilimi ve günün burjuva örgütlenmesinin devletleşme gücü vb nedenlerle yenildiler. Aynı bakış açısının Lenin’de de 1917’nin hemen öncesinde de 1871 Paris Komün araştırmaları,1905 devrim incelemeleri yaptığını ve kendi partisini her yanıyla hazırladığını görürüz. Aynı Marks ve Engels’in ekseni vardır Lenin’de de; devrimin güncelliği. Ancak bu kavramı ne Marks ne de Lenin çok uzak ve belirsiz bir gelecek olarak görmezler. Her günkü politik mücadelenin, çalışmanın konusu yaptılar, mücadelenin temel gündemleri içindeki çelişkilerin büyütülmesi, örgüt ve kadroların disipline edilmesi-sıkılaştırılması, kitlelerin bu büyük politik dövüşe ikna edilmesi ve nihayet sonuçlar alma mücadelesi olarak okudular. Yani bir yanı hazırlık bir yanı kitleselleşme düzeyini arttırmak bir yanı da devrimci öncülüğün inşa edilmesi ve güçlendirilmesi, ittifak güçlerinin yaratılması süreci olarak okudular. Bugün için bizde aynı izleklerden yolu yürümeliyiz. Bugün için birleşik mücadelenin örgütlenmesi, ortak politik gündem olan emekçilerin yaşam grevinin örgütlenmesi, emekçilerin ve ezilenlerin çeşitli dijital, sosyal medya ağlarına alınması ve oradan hazırlık sürecinin güçlendirilmesi, kitleyle politika yapma ve kitleye gitme biçimi olan dayanışma ağlarının kurulması-geliştirilmesi-yaygınlaştrılması, kurulmuş olan mücadele platformalarına ve ağlarına güçlü katılınması, devletin ideolojik hegemonyasının karşısında kendi fikrimizi, hazırlığımızı inşa edeceğimiz iletişim, etkileşim ve eğitim platformlarının yaratılması bugünün hazırlık görevi ve aynı zamanda devrimin güncelliği tartışmamızın somutlanmasının kimi göstergeleridir.

Bu sürecin sonunda bütün bu yaşananlara müdahale edemezsek ve süreci yeni düzeyde bir politika yapma, onun araçları, örgütlenme, dayanışma ve direniş  ağlarını kitleselleştirilemezse, burjuvaziyle ideolojik savaşımda öne geçme ve komünizmi uzak bir hayal olmaktan çıkartıp her günkü mücadelenin konusu haline getiremezsek bitmeyen son kavgaları yaşamaya devam ederiz. Bunun zor olduğunun farkındayız. O nedenle pandemi ile mücadeleyi faşizm karşı mücadeleyle, işçilerin yaşam hakkı için mücadelesiyle özgürlük için mücadeleyle, faşist devletin dayanışma yasakçılığıyla kadın devriminin yaratılması ile birlikte ele alamaz ve bunun her türlü mücadele araç ve biçimini yaratamazsak bu mücadelenin başarıya ulaşma şansı yok. Bütün bu süreci de hem bir hazırlık süreci hem de yeni tipte mücadele araç ve biçimlerinin öğrenilmesi ve geliştirilmesi hem de bir devrimin güncelliğinin yakıcılığı ve yakınlığından ele alıyoruz.

Paylaşın